Doğru zamanda teğet geçip, yanlış zamanlarda çarpışanlara…

50 dakikalık bir rötarın ardından uçağın kalkması için bekliyoruz. Gün sonu, aksilikler birbiri ardını izlerken her yandan sabırsızlık nidaları yükseliyor. Yan koltuğumda durmaksızın ağlayan küçük bir bebek, oflayıp puflayan insanlar, kokpitte pilotun gerginliğini bile oturduğum yerden hissedebiliyorum. Sonunda uçak havalanıyor. Uzun yıllardır ilk kez kalkışta hissettiğim o korku ve tedirginlik içimde yok. Kafamdaki düşüncelerin sarpa sarmasından mı duygularımın yoğunluğundan mı yoksa hafta sonu yorgunluğundan mı bilmiyorum.

Ön koltuğumda tanıdık bir sima ile karşılaşıyorum. Yaptığımız sıradan bir sohbetin ardından nerden nereye gelip gittiğimi, hafta sonumun nasıl geçtiğini soruyor. Anlatacak hali kendimde bulamayıp bir şeyler…


Kahvaltı deyine uzun saatler süren, aile sohbetiyle şenlenen, hafta içi günlerinin telaşından uzak, huzurlu bir pazar günü canlanıyor aklımda. Kelimenin gerçek anlamının içine bu kadar çok şeyi nasıl sığdırdım diye soruyorum bazen kendime. Kahvaltı, tüm hatıralarımla birleşip sadece bir yemek zaman dilimi olmaktan çıkıyor, hepimizin bildiği Cemal Süreya’nın o satırlarındaki gibi mutlulukla her daim bir ilişkisi oluyor benim nazarımda.

Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı.

Kahvaltı kelimesi kökenine bakınca sevdiğim bir diğer şey ile ilişkili olması da içimde bir mutluluk yaratıyor; kahve. Kahvaltı kelimesi, kahve altı sözcüklerinin kaynaşması ile, kahveden önceki atıştırma faslı olarak…


Hepimizin hayatında bu yıl enteresan bir yere sahip olacak eminim. Filmlerde izlediğimiz, kitaplarda okuduğumuz birçok şeyi canlı kanlı yaşadık. Olmaz dediklerimiz olur, bir kaç günde hayatımız değişirken hiçbir şey yapamadan sadece seyirci kaldık. Akıp giden zamanı yaşayarak tüketmek yerine pek çok zaman bir izleyici gibi birbirini takip eden ayları uzaktan izledik ve yılın sonuna geldik.


Bir zaman makinası olsa geçmişe mi giderdin geleceğe mi?

Benim bu soruya düşünmeden verdiğim ilk cevap geçmişe oluyor. Tarihsel süreçlere düşkünlüğümden olsa gerek bugüne kadar okuduğum, üzerine severek çalıştığım tüm tarihsel süreçleri bir defa olsun tecrübe edebilmeyi, o coğrafyada ve o dönemde bulunmayı çok isterdim.


duvara karşı
duvara karşı

Birol Ünel vefat ettiğinde uzun zamandır beklediğim bir tatilin en güzel saatlerini yaşıyordum. Bir çok filmini severek izlediğim (sevmediklerimi de Birol Ünel’e ilgimden izlediğim) oyunculuğuna hayran olduğum, kendisiyle içimde ifade edemediğim bir bağ kurduğum biri olarak Birol Ünel’in vefatı tatilimin ortasına hazin bir kalp burukluğu şeklinde düştü. Bu denli sevdiğim bir oyuncuya dair üzüldüğüm konulardan biri ise isminin asla yeterince bilinmemesi. Birol Ünel’i genellikle dış görünüşü veya rol aldığı filmlerden bahsederek anlatmak zorunda kalıyorum.

E.Hilal Ceylan

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store